Mutluluk kelimesi bana göre tanımlanması en zor
kelimelerden biridir. Eğer bir tanım için sözlüğe bakarsanız; “Bütün özlemlere
eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu” gibi anlaşılması
zor ve karmaşık bir ifadeyle karşılaşırsınız. Peki, nedir bu gerçekte mutluluk
olarak tanımladığımız şey? Ne zaman bize hayatla ilgili bir soru sorsalar
mutluluk demez miyiz aslında? Hayattan beklentiniz ne? Mutluluk. Büyüyünce
nasıl olmak istiyorsunuz? Mutlu. Neden bu kadar sıkı çalışıyorsunuz? Mutlu olmak
için. Fark etmesek de en çok kullandığımız kelime olmakla birlikte,
büyüdüğümüzde gerçekten olmak istediğimiz ruh halimizdir. Bütün o kişisel
gelişim kitaplarının amacı bize mutluluğun anahtarını vermek için
yazılmışlardır ama sanki bir büyük tarafından azarlanıyormuşçasına
hissettirmekten başka bir işe yaramazlar çünkü yazılanlar içimize dokunur.
Geçen gün televizyonda Şirinler’in reklamını görünce aklıma bir şey takıldı.
Küçükken izlediğim bu çizgi film de Gargamel onlara bir kötülük yaptığında bile
bu sorunu çözmeye çalışırken her ne kadar korksalar da hiçbir seferinde onu
çözmeye çalışmaktan çekinmiyor, her zaman ümitlerini koruyorlardı. Ümitlerinin
uğruna gittikleri zamanda mutlu oluyorlardı hep. Fark ettim ki yaklaşık hiçbir
çizgi filminde şu ana kadar, Neden mutlu olamıyoruz? Ya da Bu sorunun altından
nasıl kalkacağız? Gibi cümleler kurmadıklarını fark ettim. Ve buradan şu
anlaşılıyordu ki Ne zaman mutlu olacağım? Gibi cümleler kurmaya başladığımız
anda mutluysak bile kendimizi mutsuz etmeyi başarıyoruz. Kendimizi o kadar
kapatıyor onun bize gelmesi için çaba harcıyoruz ki aslında ondan ne kadar
uzaklaştığımızı fark edemiyoruz. Eskiden mutluluğun hiç yakalanmayan bir şey
olduğunu düşünürdüm. Aynı bir kelebek gibi. Ne kadar kovalarsan senden o kadar
kaçar. Burada unuttuğumuz önemli nokta şu oluyor ki yaptığımız bir olayın
sonucunda mutlu olabiliriz ancak bize gökten zembille inmesi için yalvarırken
değil. Bu yüzden önümüze bakıp kendimiz için en iyi olanı yapmaya karar
verirsek zaten kelebeğin yavaşça omuzumuza konduğunu da görebiliriz… Kader
denilen şey kaybedilenler içindir. Her insan kendi kaderini kendisi çizer. Bir
koltukta ağlamakta sizin seçiminizdir, dışarıda dolaşıp daha iyi olmaya
çalışmakta. Kader dediğimiz şeyi o kadar büyütür ve her işi ona bırakırsak
mağlup olan biz oluruz. Bunun yerine harekete geçmeli ve ne yapmak istiyorsak
onu yapmalıyız. Bir resim nasıl kendini çizemeyeceği gibi kaderimiz de
kendisini çizemez. Elbette yanlış yaptığımız anlar düz gitmeyen çizgilerimiz
olacaktır. Ama sonuç olarak bizler silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat
diyoruz. Yanlışlıkla çizdiğiniz bir çizgiden neden kuş elde edemeyeseniz ki?
Kalem sizin elinizde, kader denilen tablonuzu istediğiniz gibi çizebilirsiniz.
Yeter ki ümidiniz daima yanınızda olsun…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder