2 Ağustos 2013 Cuma

Mutluluğun Sırrını Bilen Küçük Maviler

Mutluluk kelimesi bana göre tanımlanması en zor kelimelerden biridir. Eğer bir tanım için sözlüğe bakarsanız; “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu” gibi anlaşılması zor ve karmaşık bir ifadeyle karşılaşırsınız. Peki, nedir bu gerçekte mutluluk olarak tanımladığımız şey? Ne zaman bize hayatla ilgili bir soru sorsalar mutluluk demez miyiz aslında? Hayattan beklentiniz ne? Mutluluk. Büyüyünce nasıl olmak istiyorsunuz? Mutlu. Neden bu kadar sıkı çalışıyorsunuz? Mutlu olmak için. Fark etmesek de en çok kullandığımız kelime olmakla birlikte, büyüdüğümüzde gerçekten olmak istediğimiz ruh halimizdir. Bütün o kişisel gelişim kitaplarının amacı bize mutluluğun anahtarını vermek için yazılmışlardır ama sanki bir büyük tarafından azarlanıyormuşçasına hissettirmekten başka bir işe yaramazlar çünkü yazılanlar içimize dokunur. Geçen gün televizyonda Şirinler’in reklamını görünce aklıma bir şey takıldı. Küçükken izlediğim bu çizgi film de Gargamel onlara bir kötülük yaptığında bile bu sorunu çözmeye çalışırken her ne kadar korksalar da hiçbir seferinde onu çözmeye çalışmaktan çekinmiyor, her zaman ümitlerini koruyorlardı. Ümitlerinin uğruna gittikleri zamanda mutlu oluyorlardı hep. Fark ettim ki yaklaşık hiçbir çizgi filminde şu ana kadar, Neden mutlu olamıyoruz? Ya da Bu sorunun altından nasıl kalkacağız? Gibi cümleler kurmadıklarını fark ettim. Ve buradan şu anlaşılıyordu ki Ne zaman mutlu olacağım? Gibi cümleler kurmaya başladığımız anda mutluysak bile kendimizi mutsuz etmeyi başarıyoruz. Kendimizi o kadar kapatıyor onun bize gelmesi için çaba harcıyoruz ki aslında ondan ne kadar uzaklaştığımızı fark edemiyoruz. Eskiden mutluluğun hiç yakalanmayan bir şey olduğunu düşünürdüm. Aynı bir kelebek gibi. Ne kadar kovalarsan senden o kadar kaçar. Burada unuttuğumuz önemli nokta şu oluyor ki yaptığımız bir olayın sonucunda mutlu olabiliriz ancak bize gökten zembille inmesi için yalvarırken değil. Bu yüzden önümüze bakıp kendimiz için en iyi olanı yapmaya karar verirsek zaten kelebeğin yavaşça omuzumuza konduğunu da görebiliriz… Kader denilen şey kaybedilenler içindir. Her insan kendi kaderini kendisi çizer. Bir koltukta ağlamakta sizin seçiminizdir, dışarıda dolaşıp daha iyi olmaya çalışmakta. Kader dediğimiz şeyi o kadar büyütür ve her işi ona bırakırsak mağlup olan biz oluruz. Bunun yerine harekete geçmeli ve ne yapmak istiyorsak onu yapmalıyız. Bir resim nasıl kendini çizemeyeceği gibi kaderimiz de kendisini çizemez. Elbette yanlış yaptığımız anlar düz gitmeyen çizgilerimiz olacaktır. Ama sonuç olarak bizler silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat diyoruz. Yanlışlıkla çizdiğiniz bir çizgiden neden kuş elde edemeyeseniz ki? Kalem sizin elinizde, kader denilen tablonuzu istediğiniz gibi çizebilirsiniz. Yeter ki ümidiniz daima yanınızda olsun…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder