2 Ağustos 2013 Cuma

"Acı veriyorsa geçmiş; geçmemiş demektir."

Uzun bir ilişkiden sonra insan kendini bir anda çukurda buluveriyor. Kimsesiz, yalnız ve acı dolu bir çukurda. Beynimizde açtığımız bu çukura kendimizi hapsediyor ve dış dünyayla olan bağlantımızı kesiyoruz. Vücudumuzda dolanan bu karşı koyulamaz acı bize öyle yükleniyor ki kalbimize saplanan bir bıçağın daha az acı vereceğini düşünüyoruz. Şarkı dinleyemiyoruz. Sözler sanki üstümüze üstümüze gelerek içinizde dolaşmaya başlıyor. Bütün günü arkadaşlarımızın yanında geçirip düşüncelerimizi engellesek de, yastığa başımızı koyduğumuz anda pes ediyoruz. Bütün gün düşünmek istemediğimiz onca anı beynimizde dolanmaya başladığı anda gözlerimizin dolduğunu ancak fark edebiliyoruz. İçten bir kahkaha atmayı bırak, normal bir nefes dahi alamıyoruz. Dünyanın sonu gelmişçesine her içimize çektiğimiz nefesin zehirli olduğunu düşünüyoruz…

Erkekler ayrılık acısı denen şeyi atlatmanın en iyi yolunun ayrıldıktan hemen sonra başka bir kızla çıkmak olduğunu söylerler. Onların düşüncesine göre başka bir kızla beraber olurlarsa o kızı unutur ve acı çekmezler. Bence bu düşüncenin yanlışlığı tartışılamayacak kadar yanlış…  “Kanayan yaralarına, kan dursun diye başka bedenler basarsan, mikrop kaparsın...” Biz kızlar ise böyle bir dönemde bizi terk etmeyen şeylere sarılıyoruz. Dostlarımız ve çikolatamız. Kafamızı dağıtmak için bilgisayarın karşısına geçip dizi izlerken, Nutella kaşıklamanın ne kadar iç acıcı bir görüntü olduğunu bilemem ama işe yaradığı ve bizi mutlu ettiği kesin. Kansere, hastalığa hatta unutkanlığa bile çare buldu bu doktorlar ama ayrılık acısını dindirecek bir şey bulamadılar henüz… Bazı insanlar çarenin yurt dışına çıkmak gezmek tozmak, bazıları ise başka insanlarla görüşmek olduğunu söyler. İnsanların söylediği şeylerin hepsinin acıyı dindirdiği doğrudur ama bu mereti durduran tek bir şey var. Oda zaman. Her ne kadar başlarda zamanın geçmediğini, her geçen gün öldüğümüzü düşünsek de zaman her şeyi hallediyor en sonunda aslında. En unutulmaz denilen anılar bile bir günün sonunda maziye karışıyor ve geçmiş dediğimiz o kutuya giriyor. Her ne kadar o anıları bırakmak istemesen, onlara sıkı sıkıya tutunmak istesen de şöyle bir etrafına baktığında hepsinin arkanda kaldığını görüyorsun. Bunu fark ettiğin anda iki seçeneğin vardır. Ya arkana bakmaya devam eder ve boynunun tutulmasına göz yumarsın ya da önüne bakar ve daha önce denemediğin kapıları açarsın. Zor ve acı dolu bir süreç olduğu kesin. Ama siz hiç yağmur olmadan gökkuşağı gördünüz mü?... 

Bazen hayattan beklentim ne diye sorarım kendime. Her gün farklı bir cevap verdikçe düşüncelerimin de zamanla birlikte değiştiğini fark ediyorum. Az zaman önce çok önemli bir şey fark ettim. Kişiliğimizin arkasına kurduğumuz o hayali bahçeye ne zaman bir anıyı unutmak istesek bir mezar açıyoruz. Ve ancak zaman geçtikten o mezar bahçemize karıştıktan, onu örttükten sonra mutlu olabiliyoruz. Mezar bahçemize karışana kadar acı çekiyor ve her nefeste üzülüyoruz. İşte tam bu nedenden dolayı beklentim pişman olmamaktı. “Keşke” dediklerimin olmamasıydı. Böylece ne o mezarı açıp üstünü örtmem gerekecek nede acı çekmem gerekecekti. Fakat sonradan fark ettim ki eğer hiç mezar açmazsam acı çekmezsem benim bahçemin boş bir tarladan ne farkı kalırdı? Nasıl mutlu olurdum acı çekmeden? Hayatımda hiç mutluluk olmazsa yaşamının ne anlamı vardı ki? Şimdi kavrayabiliyorum ki her bir pişmanlık, her bir keşke, her bir yaptığımız yanlış yani gömdüğümüz her bir mezar yarattığımız bahçemizin toprağının daha verimli olması için yapılmış bir başarı. “Görüyorum ki şu anki aklım olsa yaptığım hataları yapmazdım. Ama yaptığım hatalar olmasa şu anki aklımda olmazdı.” Her ne kadar acı çeksek de mezarımız bahçemize karışıp yağmur yağdıktan sonra açan çiçekler kadar güzel bir görüntü olamaz. Yüzümüzdeki gülümsemeden eksilmeyecek o güzel çiçekler… 

Ve son olarak; evet doğru. Acı veriyorsa geçmiş, geçmemiş demektir.

“Ama unutmayalım ki gözyaşının bile bir görevi vardır. Arkasından gelecek gülümseme için temizlik yapar…”



*Sözler
Mevlana Celaleddin-i Rumi
- Murathan Mungan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder